“Made in EU” Taslağı Nedir? Türk Şirketleri İçin Rehber
AB’nin Industrial Accelerator Act teklifiyle gündeme gelen “Made in EU” şartı, stratejik sektörlerde AB içi üretimi ve düşük karbonlu ürünleri teşvik etmeyi amaçlar. Türkiye-AB Gümrük Birliği nedeniyle bazı Türk sanayi ürünleri bakımından avantaj ihtimali doğabilir; ancak bu otomatik bir hak değildir. Ürün, sektör, menşe ve belge seti ayrıca incelenmelidir.
Henüz taslak aşamasında bulunan tasarruf Konsey ve Avrupa Parlamentosu süreci devamında yürürlüğe girebilecektir.
“Made in EU” gelişmesi Türkiye için neden önemli?
Avrupa Komisyonu’nun 4 Mart 2026 tarihinde sunduğu Industrial Accelerator Act teklifi, “Made in EU” yani Birlik menşei şartını AB kamu alımları, kamu destekleri ve bazı stratejik sanayi politikası araçları bakımından daha önemli hale getirmeyi hedeflemektedir. Teklifin amacı, AB’de düşük karbonlu ve Avrupa’da üretilen sanayi ürünlerine talebi artırmak, stratejik sektörlerde üretim kapasitesini güçlendirmek ve dışa bağımlılığı azaltmaktır.
Türkiye açısından konu özellikle önemlidir. Çünkü Türkiye, AB üyesi olmamakla birlikte, sanayi ürünleri bakımından AB ile Gümrük Birliği ilişkisine sahiptir. Bu nedenle “Made in EU” şartının kapsamı belirlenirken Türkiye’de üretilen veya Türkiye’den AB’ye ihraç edilen bazı ürünlerin nasıl değerlendirileceği, Türk ihracatçıları için önemli bir hukuki ve ticari mesele haline gelebilir.
“Made in EU” şartı nedir?
“Made in EU” şartı, bu bağlamda yalnızca bir etiket veya pazarlama ifadesi değildir. Teklif, belirli sektörlerde kamu alımlarında ve kamu desteklerinde AB menşeli ya da belirli koşullarda AB menşeine eşdeğer kabul edilen ürünlere öncelik verilmesini gündeme getirmektedir.
Bu yaklaşım özellikle çelik, çimento, alüminyum, otomotiv, batarya, güneş enerjisi, hidrojen ve net-sıfır teknolojileri gibi stratejik alanlarda önem taşır. Komisyon belgelerinde, taslak düzenlemenin düşük karbonlu sanayi ürünleri ile Avrupa’da üretilen teknolojilere talep yaratmayı hedeflediği görülmektedir.
Ancak teklif henüz yasama sürecindedir. Avrupa Parlamentosu ve Avrupa Birliği Konseyi aşamalarında metnin kapsamı değişebilir. Bu nedenle mevcut aşamada kesin bir uygulamadan değil, Türk şirketleri açısından yakından izlenmesi gereken güncel bir AB hukuku gelişmesinden söz etmek daha doğru olur.
Türk malları otomatik olarak “Made in EU” sayılır mı?
Hayır. Türkiye’de üretilen her ürünün otomatik olarak “Made in EU” veya “Union origin” sayılacağı söylenemez. Buradaki kritik ayrım, serbest dolaşım ile menşe arasındaki farktır.
A.TR dolaşım belgesi, Gümrük Birliği kapsamındaki malların serbest dolaşım statüsünü gösterebilir. Ancak A.TR belgesi, her durumda malın Türk menşeli veya AB menşeine eşdeğer olduğunu tek başına ispatlayan bir menşe belgesi olarak değerlendirilmemelidir.
Access2Markets açıklamalarında da AB-Türkiye Gümrük Birliği’nin 1995’ten beri yürürlükte olduğu ve sanayi ürünleri bakımından özel bir serbest dolaşım rejimi kurduğu belirtilmektedir.
Bu nedenle bir Türk şirketi açısından sorulması gereken temel soru şudur: Ürün hangi sektöre giriyor, hangi girdiler kullanılıyor, üretim nerede gerçekleşiyor, hangi belge düzenleniyor ve AB’deki alıcı bu ürünü hangi ihale, destek veya tedarik zinciri şartı kapsamında talep ediyor?
Türkiye-AB Gümrük Birliği bu konuda nasıl rol oynar?
AB-Türkiye Gümrük Birliği, Türk şirketleri için önemli bir dayanak noktasıdır. Gümrük Birliği, sanayi ürünleri bakımından Türkiye ile AB arasında gümrük vergilerinin kaldırılmasına ve belirli mevzuat uyumuna dayanır. Bu ilişki, Türkiye’yi sıradan bir üçüncü ülke konumundan farklılaştırır.
Industrial Accelerator Act teklifinde, AB ile serbest ticaret alanı veya gümrük birliği ilişkisi bulunan bazı üçüncü ülkelerden gelen içeriklerin belirli şartlarla Birlik menşei hesabında dikkate alınabilmesi tartışma yaratmaktadır. Bu nokta Türkiye bakımından önemlidir. Çünkü Türk sanayi ürünleri, uygun koşullar sağlandığında AB tedarik zincirlerinde daha avantajlı bir konuma gelebilir.
Buna rağmen bu avantaj sınırsız değildir. Mütekabiliyet ilkesi, tedarik ve ürün güvenliği, kamu alımı şartnameleri, ürünün stratejik sektör kapsamına girip girmediği ve AB’nin uluslararası yükümlülükleri birlikte değerlendirilmelidir. Güncel uygulama ülkeye, tarihe ve somut olaya göre değişebilir.
Türk şirketleri hangi belgeleri ve riskleri kontrol etmeli?
Türk şirketleri için bu gelişme, özellikle ihracat ve tedarik zinciri yönetimi bakımından belge düzeninin daha dikkatli kurulmasını gerektirebilir. Sadece ürünün AB’ye gümrüksüz girebilmesi yeterli olmayabilir; alıcı şirket veya kamu kurumu, ürünün menşei, karbon ayak izi, teknik uygunluğu ve tedarik zinciri bilgileri hakkında ek belgeler talep edebilir.
Bu kapsamda şirketlerin özellikle şu konuları kontrol etmesi gerekir: ürünün GTİP/HS kodu, üretimde kullanılan girdilerin ülkesi, A.TR belgesi, menşe şahadetnamesi, tercihli menşe belgeleri, karbon ayak izi verileri, tedarikçi beyanları, teknik uygunluk belgeleri ve AB’deki alıcının ihale veya destek şartları. Bu belgelerdeki eksiklik, yalnızca gümrük riski değil; sözleşmesel sorumluluk, ihale dışı kalma veya ticari ilişki kaybı da doğurabilir.
Özellikle otomotiv yan sanayi, batarya bileşenleri, çelik, alüminyum, enerji ekipmanları, makine, güneş ve rüzgâr teknolojileri alanlarında çalışan şirketlerin AB mevzuatı uyumu bakımından daha dikkatli hareket etmesi gerekir.
AB hukuku bakımından dikkat edilmesi gerekenler
Bu konu AB hukukunda tek bir başlık altında değerlendirilemez. Kamu alımları, devlet yardımları, ortak ticaret politikası, menşe kuralları, teknik mevzuat, sürdürülebilirlik ve sanayi politikası birlikte ele alınmalıdır.
ABAD içtihadı bakımından da her olayda doğrudan uygulanacak tek bir karar ismi vermek yanıltıcı olabilir. Bununla birlikte ABAD’ın eşit muamele, ayrımcılık yasağı, şeffaflık ve orantılılık ilkelerine ilişkin yaklaşımı, kamu alımları ve iç pazar bağlantılı konularda önem taşır. Somut olayda hangi ABAD içtihadının dikkate alınacağı; ürün, sektör, ülke uygulaması, ihale şartnamesi ve ilgili AB düzenlemesine göre ayrıca değerlendirilmelidir.
Türk ihracatçıları için fırsat mı, risk mi?
“Made in EU” gelişmesi Türk şirketleri için hem fırsat hem de risk alanı yaratabilir. Türkiye’nin AB ile Gümrük Birliği ilişkisi, bazı sektörlerde Türk sanayi ürünlerine avantaj sağlayabilecek bir hukuki zemin oluşturabilir. Ancak bu sonuç otomatik değildir.
Şirketlerin ürün bazlı menşe analizi yapması, A.TR ve menşe belgelerini doğru ayırması, ticari sözleşmelerini AB mevzuatı değişikliklerine uygun hale getirmesi ve AB’deki alıcıların talep ettiği belge setini önceden hazırlaması gerekir. Avrupa Birliği mevzuatında taslak aşamasında olan bu tür güncel değişikliklerin şirketinizin tedarik zincirine etkisi; ürün, sektör, sözleşme, ülke uygulaması ve AB hukuku kaynakları birlikte incelenerek değerlendirilmelidir.
Sık sorulan sorular
Made in EU şartı ne zaman yürürlüğe girecek?
Industrial Accelerator Act şu an teklif aşamasındadır. Nihai metin Avrupa Parlamentosu ve Konsey sürecinden sonra kesinleşecektir. Bu nedenle yürürlük tarihi ve geçiş süreleri nihai düzenlemeye göre belirlenmelidir.
A.TR belgesi Made in EU şartı için yeterli mi?
Genellikle hayır. A.TR belgesi, eşyanın Gümrük Birliği kapsamında serbest dolaşım statüsünü gösterir. Ancak malın menşeini veya Birlik menşeine eşdeğer sayılacağını her durumda tek başına ispatlamaz.
Türk şirketleri AB kamu ihalelerine doğrudan katılabilir mi?
Bu sorunun cevabı somut ihaleye göre değişir. Türkiye’nin AB ile Gümrük Birliği ilişkisi önemli olmakla birlikte, her kamu ihalesine sınırsız ve otomatik katılım hakkı bulunduğu söylenemez. İhale şartnamesi, sektör, karşılıklılık ilkesi ve AB’nin uluslararası yükümlülükleri birlikte incelenmelidir.
Bu taslak düzenleme hangi sektörler için daha önemli?
Çelik, alüminyum, çimento, otomotiv, batarya, güneş enerjisi, hidrojen, enerji ekipmanları ve net-sıfır teknolojileri öne çıkan sektörlerdir. Ancak nihai kapsam, kabul edilecek AB düzenlemesine göre belirlenmelidir.
© 2026 Emin Anbar Law Office. All rights reserved.
